Çin’de iki hafta: Bildiğiniz her şeyi unutun!
Asya hayranı bir gezgin olarak, kıtanın eksik kalan parçasını tamamlamak için Çin’de geçirdiğim iki hafta şaşırtıcı bir deneyim oldu. “Çin 2050 yılında yaşıyor” dedirtecek kadar ileri bir teknolojiyle karşılaşırken, internet kısıtlamaları zaman zaman yordu. Tertemiz sokakları ise hayranlık vericiydi…
Devasa şehirleri, etkileyici ulaşım ağı ve hayatın her alanına nüfuz eden teknolojisiyle Çin bambaşka bir dünya. Çin’de yaptığım iki haftalık gezi boyunca Şangay, Guangzhou ve Shenzhen’in ardından Hong Kong’u keşfettim. İnternet yasaklarından günlük yaşamın ayrıntılarına, yüksek teknolojiden sokak kültürüne kadar ülkenin şaşırtıcı taraflarını yakından gözlemleme fırsatı buldum.
1,4 milyar kişilik nüfusuyla dünyanın ikinci büyük ülkesi olan Çin geçtiğimiz yıl 68 milyondan fazla turist ağırlayarak dünya turizminde en güçlü ülkelerden biri haline geldi. Çin’in birçok ülkeye yönelik vize muafiyeti ve kolaylaştırılmış transit politikaları turist sayısındaki artışın en önemli nedenlerinden biri olarak gösteriliyor. Türk bordo pasaport sahipleri için ise Çin’e girişte hala vize gerekiyor. Üstelik vize almak hiç kolay değil. Maalesef oldukça çileli bir süreç…
Çin Halk Cumhuriyeti, bordo pasaport sahibi Türk vatandaşlarına bireysel vize vermiyor. Turistik amaçla Çin’e gidebilmek için yetkili acenteler aracılığıyla en az 5 kişilik turist gruplarıyla ortak (grup vizesi) başvuru yapmak şart. Hususi (yeşil) pasaport sahibi Türk vatandaşlarından ise 30 güne kadar olan seyahatlerde vize istenmiyor.

ULAŞIM DIŞINDA UCUZ BİR ÜLKE SAYILMAZ
Türkler için ulaşılması bir hayal gibi görünen Çin, Uzak Doğu’da birçok ülkeyi ziyaret etmiş bir gezgin olarak son yıllarda benim de ilgimi çekmeye başlamıştı. Asya’da mümkün olduğunca çok ülke görmek amacıyla, yeşil pasaportumun avantajını da kullanarak yola koyuldum.
Ülke devasa bir yüzölçümüne sahip olduğu için Çin’de kaldığım iki hafta boyunca ancak Şangay, Guangzhou ve Shenzhen şehirlerini gezebildim. En son durağım ise özerk bölge Hong Kong oldu.
Çin’e girer girmez güvenlik önlemlerinin yoğunluğu gözüme çarptı. Örneğin metroya her bindiğiniz durakta X-ray cihazından geçiyorsunuz. Polis her köşede görev başında. Ülkede İngilizce bilen sayısı çok az. Resmi görevliler bile konuşamıyor İngilizceyi. İngilizce konuşan birini bulsanız bile anlamayabilirsiniz çünkü aksanları çok farklı. Çeviri programları kullanmanız gerekecek.
Hızlı tren ağı ise muhteşem. Saatler sürecek yolları çok daha kısa sürede kat edebilmek gezmeyi kolaylaştırıyor. Metro ağı çok gelişmiş. Ulaşım fiyatları oldukça uygun. Ancak diğer fiyatlar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Sosyal medyada sıkça dile getirilenin aksine Çin hiç de ucuz bir ülke değil.
İNTERNET YASAKLARI GEZMEYİ ZORLAŞTIRDI
Ödeme işlemleri yapabilmek için gitmeden önce Alipay veya WeChat gibi uygulamaları indirmeniz gerekiyor. Bizim bildiğimiz kredi kartları Çin’de kullanılamıyor. Nakit para kullanımı da yaygın değil.
Ülkede teknoloji günlük hayatın vazgeçilmez bir parçası. Küçük bir sokak tezgahında bile ödemeler telefonla yapılıyor. Akıllı telefonlar genci yaşlısı herkesin elinde. Metrolarda ve restoranlarda gördüğüm kadarıyla Çin halkı sürekli bir şeyler izliyor ellerindeki cihazlardan. Hatta yürürken bile önlerine değil, telefonlarına bakıyorlar.
Teknolojinin bu kadar yaygın kullanılmasına tezat olarak Çin bu konuda yabancı ziyaretçilere oldukça kuralcı davranıyor. Yasakları bol… WhatsApp, Instagram, Facebook, YouTube ve Google hizmetlerinin çoğuna doğrudan erişilemiyor. Çinliler bunların yerine kendi yerel uygulamalarını kullanıyor. İnternet sıkı şekilde denetleniyor. Harita uygulamaları bile tam olarak çalışmıyor. Ben yerel uygulama olan “Metroman” uygulamasını kullandım. Çok işime yaradı.

HER ŞEHRİN KENDİNE ÖZGÜ BİR KARAKTERİ VAR
Sokak yemekleri Çin kültürünün önemli bir parçası. Her şehirde kendine özgü lezzetler var. Buharda pişen mantı gibi yemekleri her yerde kolaylıkla bulabilirsiniz. Ülkede domuz eti kullanımı çok yüksek. Hassasiyetiniz varsa buna ekstra özen göstermeniz gerekiyor. Asya mutfağına hakimseniz ve seviyorsanız Çin sizin için mükemmel bir seçenek olacaktır. Ancak benim gibi bu konuda biraz cahilseniz işte size o hep ertelediğiniz zayıflama fırsatı!
Geçmiş ile geleceğin iç içe yaşadığı ülkede bir yanda yüzlerce yıllık tapınaklar, diğer yanda devasa gökdelenler bulunuyor. Her şehrin kendine özgü bir karakteri var. Guangzhou tam anlamıyla bir ticaret şehri. Asya’nın Silikon Vadisi denilen Shenzhen robot ve dron teknolojisiyle dikkat çekiyor.
ÇİN’DE PAZARLAR, SOKAKLAR, HER YER TERTEMİZ
Yaklaşık 25 milyon kişinin yaşadığı Şangay modern ve hareketli bir atmosfere sahip. Şehrin en hareketli caddesi Nanjing Road’un enerjisini yaşamalısınız. Nehir kıyısındaki “The Bund” ışık gösterileriyle renklenen gökdelenleriyle şehre ışıl ışıl bir görünüm kazandırıyor. Kalabalığın arasında biraz huzur arayanlar için “Yu Garden“, geleneksel Çin mimarisi ve sakin atmosferiyle güzel bir mola noktası.
Bulunduğum diğer Asya ülkelerinde sokaklarda bol bol fare görmüştüm. Çin’de de görürüm sanmıştım ama fare ne demek böcek bile görmedim. Caddeler, sokaklar, her yer tertemiz. Çok kalabalık bir ülke olmasına rağmen bu konuya özel mesai harcandığı belli oluyor.
Guangzhou ve Shenzhen için fazla bir şey yazamayacağım çünkü benim için Hong Kong yolunda uğranması gereken duraklardı. Hızlı trenle 12 ABD doları gibi uygun bir fiyata 20 dakikada Shenzhen’den Hong Kong’a geçebiliyorsunuz.

HONG KONG TÜRK VATANDAŞLARINDAN VİZE İSTEMİYOR
Türk vatandaşlarından vize istemeyen Hong Kong küçük bir bölge olduğu için öyle “Bir ülke göreyim de evime döneyim” demek için uygun değil bana göre. Çünkü hem uzak hem de pahalı. Ancak o bölgeye yakın başka bir seyahate ilave etmek mantıklı olabilir.
Birleşik Krallık yönetimindeki Hong Kong 1997’de Çin’e devredildi. “Özel İdari Bölge” olarak yönetiliyor. Çin’e bağlı olsa da birçok konuda anakara Çin’den farklı kurallara sahip.
Ticari açıdan dünyanın en önemli merkezlerinden olan bölge, Çin para birimi yuan yerine kendi para birimi Hong Kong dolarını kullanıyor. Ayrı bir gümrük ve ekonomik sisteme sahip.
Hong Kong’a adım attığımda ilk dikkatimi çeken şeylerden biri hayat pahalılığı oldu. Konaklama ve yeme-içme fiyatları birçok Asya şehrine göre oldukça yüksek. Ülkede yaklaşık 7,5 milyon kişi yaşıyor. Arazi çok sınırlı olduğu için konut fiyatları ve kiralar pahalı. Uluslararası finans merkezi olması nedeniyle dünyaca ünlü birçok şirket ve banka burada faaliyet gösteriyor. Yüksek gelirli çalışanların varlığı da fiyatların yükselmesine neden oluyor.
BİR GÜN YENİDEN GÖRMEK İSTEYECEĞİM ROTALAR
Hong Kong ışıltılı gökdelenleri bir yana zengin kültürel mirasıyla da Asya’nın en etkileyici şehirlerinden biri. Victoria Tepesi muhteşem şehir manzarası sunuyor. Şehir merkezindeki istasyondan hareket eden tarihi tramvayla on dakikada zirveye çıkabilir ve yol boyunca etkileyici manzaraları izleyebilirsiniz.
Victoria Limanı boyunca uzanan Tsim Sha Tsui sahil yolu gece ışıklarını izlemek için ideal bir nokta. Karşı kıyıdaki Hong Kong Adası’nın ikonik manzarasını izlemek için en popüler yerlerden.
Sonuç olarak şunu söyleyebilirim ki Çin beni en çok etkileyen ülkelerden biri oldu. Teknolojisi, düzeni, ulaşım altyapısı ve şehir yaşamıyla şaşırtıcıydı. Hong Kong ise bambaşka kimliğiyle bu seyahatin en keyifli duraklarındandı. Japonya benim için hala Asya’nın zirvesinde yer alıyor ama Çin ve Hong Kong da bir gün yeniden görmek isteyeceğim destinasyonlar arasına girmeyi başardı.
Bu haber 17.08.2026 11:51 tarihinde eklendi.