St. Petersburg: Kısıtlamaların gölgesindeki görkemli şehir
Rusya’nın Venedik’i St. Petersburg’a kış mevsiminde, savaşın ve kısıtlamaların gölgesinde bir yolculuk yaptım. Ama “Beyaz Geceler”in şehri St. Petersburg her haliyle görkemli, şık ve güzel…
Adaları ve kanallarıyla “Rusya’nın Venedik’i” olarak anılan, Dostoyevski’nin Beyaz Geceler romanına ilham veren St. Petersburg, en kalabalık günlerini yaz aylarında yaşıyor. Ben ise bu şehri, gündüzün 19 saate uzadığı beyaz gecelerde değil, Aralık ayının kış soğuğunda görmek istedim. Bir havayolu şirketinin karşıma çıkan indirimi, “hiç olmazsa birkaç Noel Pazarı görürüm” diyerek yola çıkmama vesile oldu.
Yollara düşmeden önce bir otel ayarlamam gerekiyordu. Uluslararası rezervasyon siteleri St. Petersburg otellerini göstermiyor. Çünkü Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş nedeniyle kısıtlamalar uygulanıyor. Sadece Ostrovok.ru ve Zenhotels.com sitelerinden Rusya’daki otellere ulaşabiliyorsunuz.
Öte yandan ülkede kredi kartı kullanımı da sınırlı. Rezervasyon yaparken bir Rus kredi kartı kullanmanız gerekiyor. Tabii bende öyle bir kart yoktu. Bu iki siteden odanızı ayırtıp otele vardığınızda ödeyebileceğiniz seçenekler var. Ben de öyle yaptım. Hiç sorun çıkmadı. Otel gayet güzeldi.
ŞEHİR MERKEZİNE NASIL GİDİLİR?
Rusya, Türk vatandaşlarından elektronik vize istiyor. Yeşil pasaportunuz varsa şanslısınız vize işleriyle uğraşmıyorsunuz. Havalimanından itibaren yoğun güvenlik önlemleri hemen dikkat çekiyor. Girişte basit birkaç soru sorup damgayı bastılar. Asıl korktuğum şey olmasına rağmen pasaport kontrolünden kolayca geçtim. Ama devamı o kadar kolay olmadı…
Rusya’da yabancıların SIM kartı almasının zor olduğunu gitmeden önce öğrenmiştim. eSIM kullanırım diye düşünüyordum ancak aktif edemedim. Hiçbir yerde Wi-Fi ağına bağlanamıyorsunuz çünkü Rusya’ya ait telefon numarası girmeniz isteniyor. O da bende yoktu. Eskiden internetsiz nasıl geziyorduk? Gençler pek bilmez internetsiz gezmeyi. Bu seyahatim o günleri hatırlamamı sağladı.
İnternetten umudumu kesince, panik yapmamaya çalışarak otelime varmak üzere yollara düştüm. Havalimanından otele nasıl varacağımı daha önce araştırıp bir rota çizmiştim. Pulkovo Havalimanı’nın hemen çıkışında bulunan duraktan 39 numaralı otobüse binerek Moskovskaya metro durağına ulaştım. Bu duraktan şehir merkezindeki meşhur Nevsky Prospekt caddesine giden M2 numaralı metro hattına aktarma yaptım. Metro çıkışından sonra otelime yürüyerek kolayca ulaştım.

NE YEMELİ? DENEMENİZ GEREKEN LEZZETLER
Bir turistin en çok zorlandığı konulardan biri de gittiğin ülkenin alfabesini anlamamaktır. St. Petersburg’da da bunun zorluğunu hissediyorsunuz. Otobüs, metro ve restoranlarda hatta büyük marketlerde etiket ve menüler kendi alfabelerinde yazılmış. İngilizce açıklamalar olmaması çok zorlayıcı oldu. Alfabeyi anlamamanın üzerine bir de ülkede İngilizce konuşma oranı çok düşük. Özellikle restoranlarda menüleri anlayamayınca istediğinizi bulup yemeniz kolay olmuyor.
Geleneksel Rusya mutfağı diye bir şey var mı bilmiyorum ama ben her yerde Gürcü, İtalyan, Özbek ve Türk restoranları gördüm. Stolovaya denilen esnaf lokantaları gerçekten çok ucuz ancak yemeklerin tadını pek sevmedim. Marketlerdeki hazır yemek reyonlarında uygun fiyatlı çorba, salata ve et yemekleri bulunuyor.
Ekşi krema (smetana) vazgeçilmez sosları. Tadı süzme yoğurda benziyor. St. Petersburg soğuğunda harika kahveler içebileceğiniz çok sayıda kafe ve fırın bulunuyor. Fiyatlar Türkiye’ye göre yarı fiyatına. Pişi benzeri hamur işleri çok seviliyor. Bütün dünyada olduğu gibi pizza ve döner burada da çok yaygın.
ST. PETERSBURG’DA GEZİLECEK YERLER
Otelime varıp bavulumu bir köşeye fırlattıktan sonra St. Petersburg’u dolaşmaya başladım. Şehrin gösterişli güzelliği ülkeye girerken yaşadığım tüm sıkıntıları unutturdu… 1703 yılında Rus Çarı Deli Petro tarafından kurulan ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan St. Petersburg geniş bulvarları, kanallarla bütünleşen cepheleri ve anıtsal yapılarıyla planlı bir şehir anlayışını yansıtıyor. Bana göre şehirde mutlaka görülmesi gereken yerleri aşağıda sıraladım:
- Hermitage (Kışlık Saray): Dünyanın en büyük ve en önemli müzelerinden.
- St. Isaac Katedrali: Altın kaplı dev kubbesine çıkıp şehri izlemek mümkün.
- Kazan Katedrali: Nevsky Prospekt üzerinde yer alıyor.
- Peter ve Paul Kalesi: Şehrin kurulduğu yer. Kalede Rus çarlarının mezarları bulunur.
- Saray Meydanı (Palace Square): Hermitage’ın önünde yer alan şehrin en önemli meydanı.
- Senato Meydanı & Bronz Atlı Heykeli: I. Petro’nun ünlü heykeli burada.
- Rus Devlet Müzesi: Rus sanatının en kapsamlı koleksiyonuna sahip.
- Mariinsky Tiyatrosu: Opera ve bale denince dünyanın sayılı sahnelerinden.
- Dostoyevski Evi Müzesi: Ünlü yazarın yaşamına dair izler taşıyor.
- Peterhof Sarayı: Görkemli fıskiyeleriyle ünlü. Kış olduğu için burayı pas geçtim.
- Kanlı Kilise (Dökülen Kan Üzerindeki Kurtarıcı Kilisesi): St. Petersburg’un en çarpıcı yapılarından.

HERMİTAGE VE DOSTOYEVSKİ MÜZELERİ MUTLAKA GÖRÜLMELİ
St. Petersburg’daki her müzeye ya da tarihi binaya girmek isterseniz en az 15 gün şehirde kalmanız gerekir. Benim sadece üç tam günüm olduğu için sadece Hermitage ve Dostoyevski Müzesi’ni ziyaret ettim. 1764 yılında Çariçe II. Katerina tarafından kurulan Hermitage Müzesi, dünyanın en önemli sanat müzelerinden. 5 ana binadan oluşuyor ve 3 milyondan fazla eser bulunduğu söyleniyor.
Dostoyevski Müzesi, ünlü Rus yazar Fyodor Dostoyevski’nin son yıllarını geçirdiği evde yer alıyor. Yazarın çalışma masası, el yazmaları, kişisel eşyaları ve kitaplarının sergilendiği müze St. Petersburg atmosferini anlamak için önemli bir durak.
Kalan zamanımı St. Petersburg’un kalbi sayılan Nevsky Prospekt caddesinde geçirdim. Yaklaşık 4,5 kilometre uzunluğundaki cadde boyunca görkemli binalar, saraylar, kiliseler ve pasajlar yer alıyor. Singer House kitapevi ve Kazan Katedrali, Nevsky Prospekt’in en dikkat çekici yapılarından biri.
ŞEHRİN EN ÇOK FOTOĞRAFLANAN YAPISI: KANLI KURTARICI KİLİSESİ
Caddede yürürken karşılaşacağınız Kanlı Kurtarıcı Kilisesi gözlerinizi kamaştıracak. Renkli soğan kubbeleriyle Moskova’daki Aziz Vasili Katedrali’ni andıran kilise, şehrin klasik mimarisinden belirgin biçimde ayrılıyor. Kilise, 1881 yılında Çar II. Aleksandr’ın suikasta uğradığı noktaya inşa edilmiş. “Kanlı” olarak anılmasının nedeni, çarın öldürüldüğü yerde kanının dökülmüş olması.
Bugün Kanlı Kilise aktif bir ibadethaneden çok müze olarak hizmet veriyor. Griboedov Kanalı kıyısındaki konumu ve muhteşem süslemeleriyle, St. Petersburg’un en çok fotoğraflanan ve ziyaret edilen yapılarından biri.
Aralık ayında kış mevsiminde günler tabii ki kısa ama St. Petersburg’da daha da kısa. Hava sabah 9 buçukta aydınlanmaya başlıyor akşam 4’te kararıyor. Noel zamanı olduğu için bütün caddeler ışıl ışıl aydınlatılmıştı. Görkemli tarihi binalardan ve bol ışıklı süslemelerden Rusların gösteriş ve ihtişamı sevdiği belli oluyor. Ha bir de ülkede enerji sıkıntısı çekilmediği…
Son söz olarak şunu söylemek isterim ki St. Petersburg gösterişli ve çok güzel bir şehir. Yaz mevsimi gelince o meşhur Beyaz Geceler’i görmek için tekrar görmeye kesinlikle değer. Umarım o zamana kadar savaş biter, insanlar huzur bulur ben de bir gezgin olarak gönül rahatlığıyla gezebilirim.
Bu haber 24.12.2025 12:46 tarihinde eklendi. Yazı ve fotoğraflar: Selda Şahin